Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi Koleksiyonu

Bu koleksiyon için kalıcı URI

Güncel Gönderiler

Listeleniyor 1 - 20 / 21
  • Öğe
    Aripiprazole-Associated Rhabdomyolysis in a 17-Year-Old Male
    (Acad Medical Sciences I R Iran, 2023) Kutlu, Ayse; Songur, Cisel Yazan; Apa, Hursit
    Rhabdomyolysis is a rare serious side effect of antipsychotic medication use. There are cases of rhabdomyolysis due to the use of clozapine, risperidone, olanzapine, and haloperidol in the literature. In this report, we describe a rhabdomyolysis case developed on the 13th day of using 2.5 mg /day aripiprazole in a 17-year-old male patient with a diagnosis of somatic symptom disorder. This case is one of the youngest in the literature to develop rhabdomyolysis after the use of aripiprazole. Moreover, this case is distinguished from the others with its low-dose, short-term and single antipsychotic use. In the child and adolescent age group, routine blood tests should be done before starting medication. Symptoms that appear to be nonspecific and that may be overlooked or may be thought to be caused by an existing psychiatric complaint should be carefully and thoroughly considered during follow-up.
  • Öğe
    Decreased serum levels of glial markers and their relation with clinical parameters in patients with schizophrenia
    (Klinik Psikiyatri Dergisi, 2023) Cetin, Ihsan; Demirel, Omer Faruk; Saglam, Tarik; Yildiz, Nazim; Duran, Alaattin
    Objective: The neurodevelopmental hypothesis of schizophrenia suggests that alterations of glial fibrillary acidic protein (GFAP) and glial cell line-derived neurotrophic factor (GDNF) functions may play a role in the pathogenesis of schizophrenia. However, there is limited information about the relationship of these molecules with the clinical features of schizophrenia. In this study, it was aimed to compare patients with schizophrenia and healthy controls in terms of serum GFAP and GDNF levels and to investigate the effects of clinical parameters on serum levels of molecules in patients with schizophrenia. Method: 37 patients with schizophrenia followed in the psychosis unit and 37 age- and sex-matched healthy controls without a history of psychiatric disease were recruited in study. The patients evaluated through the Turkish version of positive and negative syndrome scale. On the other hand, sociodemographic question form was applied to both the patients and the healthy controls. Results: Serum GDNF and GFAP levels of patients with schizophrenia were significantly lower than those of healthy controls. Furthermore, serum GDNF levels were negatively correlated with general and negative syndrome scales (PANSS) in these patients. Conclusion: It has been observed that there is a relationship between PANSS and changes in the GDNF levels of schizophrenia patients. However, larger clinical studies in which these markers are also measured in cerebrospinal fluid are needed to understand the biological mechanisms underlying these associations and to understand whether glial markers could be useful as biomarkers for the diagnosis of schizophrenia.
  • Öğe
    FELSEFİ ANTROPOLOJİ’NİN GEREKLİLİĞİ VE MAX SCHELER’İN FELSEFİ ANTROPOLOJİ’SİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
    (2020) Gurdal, Gokhan
    Bu yazının amacı; Antropoloji adında bir bilim dalı varken neden FelsefiAntropolojiye gereksinim olduğunu ortaya koymak ve Felsefi Antropolojinin teoriktemellerini incelemektir. Buna ek olarak bir diğer amaç da Max Scheler’in FelsefiAntropoloji’sini kısaca anlatarak felsefi açıdan değerlendirmektir. 19. Yüzyılınbaşından başlayıp İkinci Dünya Savaşı’nın bitişiyle birlikte kendini güçlü birbiçimde hissettiren ‘insan nedir?’ problemine felsefenin verdiği bir yanıt olarakokunabilecek olan Felsefi Antropoloji disiplini, günümüz dünyasında da insanlığıniçerisine düştüğü bazı temel problemlere ışık tutabilecek niteliktedir. Yazınınsonunda, özellikle modern bilim üzerinden “insanın neliğine” dair kısa birbelirlemenin yapılması da uygun görüldü.
  • Öğe
    YASANIN KAPISI ÖNÜNDE DERRIDA’NIN KAFKA OKUMASI: YASANIN ERİŞİLEMEZLİĞİ
    (2022) Ertugrul, Tacettın
    Jacques Derrida “Préjugés, Devant la loi” (“Yasanın Önünde, Önyargılar”) adlı metninde Kafka’nın Yasanın Önünde (Kanun Önünde) adlı enigmatik öyküsünün bir okumasını sunar. Filozof söz konusu metninde çok katlı ve çok hatlı bir ağ örer. Bu makalede Kafka’nın öyküsünde ele alınan yasanın erişilemezliği meselesinin Derrida düşüncesinin derin çizgileriyle buluşmakta olduğunu Derrida’nın yaptığı okumanın içinden geçerek göstermeyi amaçlıyoruz. Yasanın erişilemezliği konusu etrafında Derrida’nın doğrudan adını andığı fark/erteleme (différance) kavramsısının (quasi-concept) okumasında belirleyici bir role sahip olduğu görülür. Öte yandan doğrudan adını anmasa bile hareketini takip edebildiğimiz ilavesellik/ikamesellik (supplémentarité) kavrayışının da bu okumada iş başında olduğunun altını çizmek önemlidir. Derrida yasanın kökeni konusu çerçevesinde Kant ve Freud hakkında da yazar. Yasanın kökeni tartışması üzerinden aslında devrede olan aşkınsal gösterilenin erişilemezliği meselesinin ise Derrida’nın Platon okumasıyla bir bağ kurmak suretiyle bir başka bağlamda görünür kılınabileceğini belirtmeliyiz. Böylelikle bu makalede Derrida’nın Kafka okuması fark/erteleme, ilavesellik/ikamesellik ve aşkınsal gösterilenin erişilemezliği temalarının birbirine dokunduğu bir anlam ağı içinde ele alınmaktadır.
  • Öğe
    İNTERNETTE EMLAK REKLAMLARINA YÖNELİK TÜKETİCİ GÜVENİ: TÜKETİCİ TUTUM BİLEŞENLERİ ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA
    (2019) Ozturk, Meltem; Bacaksız, Pınar
    İnternet, emlak sektörünün en önemli araçlarından biri haline gelmiştir. Son yıllarda dijitalleşmenin getirdiği fırsatlarla dinamik bir şekilde büyüyen gayrimenkul sektörü pazar payını büyüterek pazar tabanına yayılmaya başlamıştır. Yapılan araştırmalara göre; insanlar konut almadan önce çeşitli arama motorlarında, web uygulamalarında ya da mobil cihazlarda %83 ile %90 (Emlak Sektörü Raporu, 2018) aralığında emlak kurum adı olmadan genel kavram ve ifadelerle ilgili sonuçlara ulaşmaya çalışmaktadır. Bu anlamda alıcıya ulaşan en önemli araçlardan biri emlak reklamları olup bu konuda başarılı olmak isteyen emlak firmalarının çevrimiçi (online) tüketicinin algı ve tutumlarını anlamaları gerekmektedir. İnternette emlak reklamlarına yönelik doğrudan bir araştırma olmadığı fark edilmiş olup, literatürde farklı çalışmalar yer almaktadır. Bu boşluğu doldurmak ve gelişen bu konuya ışık tutmak için bir araştırma önerisi sunmak istenmektedir. Bu çalışmanın amacı, internette emlak reklamlarına yönelik, katılımcıların tutum ve inançlarının bu reklamlara duydukları güvene etkisini ortaya çıkaracak tüketici algılarının saptanmasıdır. Bu amaçla Uçar (2013) ile Arslan ve Dursun’un (2015) çalışmalarında (Likert ölçeği ile) kullanılan ölçekler uyarlanarak esas alınmıştır. Araştırma için kullanılacak ölçek ile 50 kişiye yönelik bir ön araştırma yapılıp, geçerlik ve güvenirlik doğrulanması sağlanmasının ardından ölçek olarak kullanılan anket ifadelerinin kullanılmasının uygun olduğu belirlenmiştir. Ardından ana araştırmada veri toplama yöntemi olarak basit tesadüfi örnekleme yöntemi ile online anket kullanılarak 388 kullanıcıya ulaşılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, tutum bileşenlerine bağlı elde edilen faktör gruplarına göre internette emlak reklamlarına yönelik tüketici güveni oluşmaktadır. Bu faktörlerin, “Ekonomi ve Bilgi Kaynağı: (EBK)”, “Olumsuz Özellikler: (OÖ)”, “Maliyet: (MLY)”, “Yaşam Standardı: (YS)” olduğu belirlenmiştir. Bu faktör gruplarına bağlı olan unsurlar değiştiğinde internette emlak reklamlarına yönelik tüketici güveni yaklaşık yüzde kırk değişmektedir.
  • Öğe
    KISA FİLM, FESTİVALLER VE SEKTÖREL YANSIMALARI; YÖNETMENLERİN GÖZÜNDEN İRDELEYİCİ BAKIŞ
    (2023) Sayıcı, Fırat
    Kısa film 30 dakikayı aşmayan, hikâyesini kısa zamanda tutarlı bir şekilde seyirciye aktaran, sinema sanatının kendine has alanlarından biridir. Kısa filmin kurmaca, canlandırma, deneysel ve belgesel türleri mevcuttur. Kısa film festivalleri ve yarışmalarında karşılaşılan genel sorunlar arasında kısa filmi ve kısa filmcileri ikinci plana atmak ve onlara yeteri kadar alan açmamak gibi meseleler gelmektedir. Bunun yanı sıra sektör bileşenlerinin kısa filmin tanımı ve kendine yeterliği konusunda kafa karışıklığını gidermesi gerekmektedir. Bu çalışmada kısa film üreten yönetmenlerin görüşleri baz alınarak bu tarz sorunlar masaya yatırılıp tartışılırken bir yandan da kısa filmin ve kısa film festivallerinin sektöre olumlu yansımaları da ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışmanın literatüre katkısında başarılı kısa film yönetmenlerinin öznel bakış açılarının değerlendirilmesinin etkili olacağı düşünülmektedir. Bu çalışmada son yıllarda çeşitli yerli ve yabancı festivallerde başarı kazanmış kısa film yönetmenlerinin verdikleri röportajlar üzerinden bir literatür çalışması yapılmıştır. Veri toplama aracı olarak yönetmenlerin görüşlerine daha önce yapılmış röportajlardan yararlanılarak ulaşılmıştır. Toplanan veriler ise betimsel analiz kullanılarak çözümlenmiştir. Kısa filmlerin amatör sinemacılara alan açtığı, kazanılan ödüllerin yeni üretimlere imkân sağladığı, festivallerin sektörel ve profesyonel anlamda bir buluşma noktası oluşturduğu, kısa film üreticilerinin festivaller sayesinde tescillendiği gibi olumlu durumların yanı sıra festivallerin sürekliliğinin sağlanması, ulusal ve yerel desteklerin arttırılması, festivallerin telif ödemesi, sadece kısa filme yönelik kurumların oluşturulması, kısa filmlerin gösteriminin yapılacağı salonlarda izleme koşullarının kalitesinin arttırılması gibi öneriler de çalışmada yer almıştır. Bu çalışma sayesinde kısa filmin sektörel durumu, festivallerin kısa filme bakış açısı ilk defa kısa filmcilerin gözüyle ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışma kısa film üzerine yapılacak yeni araştırmalara temel oluşturacaktır.
  • Öğe
    INGMAR BERGMAN’IN VIRGIN SPRING FILMI VE ÜÇLEME’SINDE ”TANRI”, ”UMUTSUZLUK”, ”VAROLUŞ” VE ”KÖTÜLÜK” KAVRAMLARI
    (2024) Gurdal, Gokhan
    Bu çalışmada Ingmar Bergman’ın Üçleme’sini oluşturan Aynadaki Gibi, Kış Işığı ve Sessizlik filmlerine ek olarak Genç Kız Pınarı filmini Varoluşçu felsefe açısından incelemeye çalıştık. Bunu yaparken Varoluşçu felsefenin temel kavramlarından olan ”Tanrı”, ”Umutsuzluk”, ”Varoluş” ve ”Kötülük” kavramlarına odaklandık. Filmleri analiz ederken onların etkilendikleri Varoluşçu düşünceye ait kaynakları da göstermeye çalıştık. Bergman, Üçleme’yi belirli bir plan dâhilinde çekmeyi tasarlamış ve bu plana uygun biçimde sinemaya aktarmıştır. İlk film olan Aynadaki Gibi filmi, birbirinden farklı insanların hayatında Tanrı’nın ne anlama geldiğini sorgulamaya odaklanmıştır. İçinde sevgi olmayan her türlü Tanrı anlayışının aslında yanlış ve korkutucu olduğunu mesajını vermeyi amaçlar. Bu sebeple filmdeki sevgi yoksunluğu çeken karakterlerin Tanrı imgeleri rahatsız edici derecede korkutucudur. Ayrıca filmde sanata ve sanatçının varoluşa ilişkin görüşlerine eleştiriler mevcuttur. Sanatçının kendisini yaşamdan izole etmesi ve gerçek anlamda yaşam hakkında cahil olduğu eleştirisi bu eleştirilerin ilkidir. Bununla bağlantılı olarak ikinci eleştiri ise; Sonsuzluğun peşinde koştuğunu düşünen sanatçının aslında boş hayaller ve dünyevi şeyler peşinde olduğu olgusudur. Üçleme’nin ikinci filmi olan Kış Işığı’nda ise temel konu ”umutsuzluk”tur. Shaw’a göre filmde Kierkegaard’ın felsefesi, özellikle de Ölümcül Hastalık Umutsuzluk adlı eser üzerinden tanımlanan bir “ben’e sahip olmama/olamama umutsuzluğu” açık bir biçimde bulunabilir. Kierkegaard, eserinde üç türlü umutsuzluk tipini tanımlar ve çıkış yolunu göstermeye çalışır. Bu üç tür umutsuzluk: (1) Bir Ben’e Sahip Olmama Bilincinde Olmama Umutsuzluğu, (2) Kendi Olmayı İstememe Umutsuzluğu ve (3) Kendi Olmayı İsteme Umutsuzluğu’dur. Filmin başkarakterlerinin yaşadıkları umutsuzluk türleri Varoluşçu sinema açısından ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir.
  • Öğe
    AMAZON KADINLARI VE "WONDER WOMAN" (2017) FİLMİ ÖZELİNDE SİNEMADA FEMME FATALE KAVRAMI
    (2023) Sayıcı, Fırat
    Sinemada mitolojik efsanelerin anlatımı her devirde popüler olmuştur. Anlatılan efsanelerden biri de Amazonların hikayesidir. Amazonların çizgi romandaki en büyük temsilcisi olan Wonder Woman 2017 yılında film olarak beyazperdeye aktarılmıştır. Çizgi roman ve mitoloji dünyasından sürekli olarak beslenen sinema sanatı Wonder Woman'ı biraz geç olarak beyazperdeye getirse de büyük bir başarı elde etmiştir. Filmde Amazon miti, feminizmin yükselişi, 1. Dünya Savaşı ve değişen dengeler gibi konular da ele alınmıştır. “Wonder Woman” filmine kadar kadın süper kahramanlar genelde erkek süper kahramanların arkasında ya da gölgesinde kalmıştır. Kadınlar, daha çok erkeklere yardımcı olan, onları destekleyici unsurlar olarak kullanılmışlardır. Oysaki Wonder Woman karakteri, tıpkı çizgi roman dünyasında 1940'lardan itibaren gösterdiği başarıyla erkek egemen kahraman dünyasını sarstığı gibi, sinemada da kendine has yapısıyla gişe rekorları kırmıştır. Filmin senaryosunda ve kadının temsilinde yeni söylem biçimlerinin geliştirildiği aşikardır. Bu çalışma kapsamında anaerkil senaryolarla efsaneleştirilmiş Amazon miti ve bu mitten yola çıkılarak hazırlanan 2017 yapımı \"Wonder Woman\" filmi, femme fatale tanımı ve kavramı bağlamında tartışmaya açılacaktır. 2017 yapımı filmde, sinemada daha önce benzerleri görülen femme fatale kadın tiplemesinin nasıl modernize edildiğini ve Diana karakteri oluşturulurken ne tarz kodlamalar kullanıldığı ortaya konulacaktır. Böylece sinema tarihi boyunca 1910'lu yıllardan günümüze kadar olan süreçte femme fatale kavramının belirgin kalıplarını, mitoloji ve süper kahraman formuyla buluşturan “Wonder Woman” filminde, sinema seyircisinin bilincine kodlanmış kalıpların yeniden nasıl tasarlandığı gözlenmeye çalışılacaktır.
  • Öğe
    DÖNÜŞÜMÜ DÜŞÜNMEK: ARŞİV, TELE-TEKNOLOJİLER VE YAPISÖKÜM
    (2024) Ertugrul, Tacettın
    Bu makalede tele-teknolojiler, yapısöküm ve arşiv temaları arasında nasıl bir ilişki olduğu sorusuna yanıt vermeye yöneliyoruz. Soruyu Jacques Derrida’nın düşünsel mirasına referansla yanıtlamayı deniyoruz. Böyle bir ilişkinin tespit edilişi insanın dünyada teknik/teknolojik dolayımlarla birlikte varoluşu hakkında bir değerlendirmeyle iç içe geçmektedir. Söz konusu değerlendirmenin temel niteliği ise teknik/teknolojik dolayımların bizzat dünya deneyiminin kendisini dönüştürdüğü iddiasında yatmaktadır. Makalede Derrida külliyatının teknik/teknoloji meselesini düşünmek için taşıdığı zengin kaynağa işaret edilmekte; yapısöküm terimine ilişkin bir açıklama sunulmakta, yapısökümün yalnızca dar anlamıyla metinde değil ama geniş anlamıyla metinde de iş başında olduğu, dolayısıyla tarihte ve toplumda da iş başında olduğu vurgulanmakta; teknolojilerin ve tele-teknolojilerin yapısökücü veçhesine ilişkin bir saptama sunulmakta; arşiv meselesi teknolojilerin söz konusu yapısökücü veçhesi çerçevesinde bir örnek tema olarak ele alınmakta; tele-teknolojileri teknolojinin terapötik ve toksik çifte karakterine ilişkin bir kavramsal zemin üzerinden değerlendirmenin önemine dikkat çekilmektedir.
  • Öğe
    Semiotic Analysis of Multinational Brand Advertisements in the Context of Glocalization
    (2023) Erdoğan, Uğur
    With globalization, in order for brands to be successful in international markets, the products or services offered must be produced and marketed by taking into account the cultural elements of that country or market. While globalization was a new paradigm in international trade until recently, today, from a branding perspective, it has lost its initial effectiveness with the fact that consumers no longer feel affinity with the standardized products of global brands. Thus, the effect of local features emerged, and with it a new term, glocalization, which encompasses the global and the local, emerged. Glocalization encourages brands to “think globally and act locally” and does this by localizing certain elements of that brand to suit a particular country, using the global brand. Today, brands operating in different cultures apply to the glocal advertising strategy. The concept of glocalization, which is formed by the integration of globalization and localization and the combination of the words, has been widely used recently. In this study, it is analyzed how multinational brand advertisements use glocalization as a strategy. In this direction, advertisements of Lays, Sensodyne, Algida and Vodafone brands are analyzed by semiotic analysis method. Analysis results show that brands use glocal advertising methods specific to Türkiye.
  • Öğe
    Kamu Diplomasisi Bağlamında S-400 Anlaşması’nın Uluslararası Yayın Kuruluşları Üzerinden İncelenmesi: VOA, RT VE TRT World Örnekleri
    (2021) Filiz, Seyma
    Karşılıklı diyalog ve ilişki inşa etmek için yeni bir iletişim ortamı sunan günümüz teknolojisi devletlerin kitlelere yönelik ilişkilerinde önemli bir rol oynamaktadır. Geniş kitlelere ulaşmanın bir aracı olarak uluslararası yayıncılık, kamu diplomasisinin önemli boyutlarından biri olarak görülmektedir. Bu çalışmanın amacı; devletler tarafından finanse edilen uluslararası haber kuruluşlarının dijital mecralarında yer alan haber içeriklerinin kamu diplomasisi bağlamında incelenmesidir. Buradan hareketle Türkiye ve Rusya arasındaki S-400 Hava Savunma Sistemleri Anlaşmasına dair haberler, uluslararası yayıncılık yapan TRT World, Russian Today ve Voice of America internet haber sitelerinde yer alan içerikler üzerinden analiz yöntemi ile incelenmektedir. Sonuçta, S-400 anlaşmasına özelinde Türkiye’ye yönelik eleştirilerin uluslararası yayın kuruluşlarında daha fazla yer aldığı görülmektedir. Bu noktada anlaşmaya taraf olan Türkiye’nin bakış açısının uluslararası alanda yansıtılması, mevcut ön yargıların ve endişelerin ortadan kaldırılması ve yabancı kamuoylarının ikna edilmesi için TRT World’ün varlığı önemlidir. Bununla birlikte gündemin sürekli olarak değiştiği uluslararası ilişkiler ortamında uluslararası yayınlar aracılığıyla ‘günlük iletişim ve bilgilendirme’ yapılırken kamu diplomasinin diğer boyutlarının da sürece dahil edilmesi ile uzun vadeli, kalıcı ve diyaloğa dayalı ilişkiler inşa edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
  • Öğe
    Celebrity Endorsement Strategy Uses and Popular Culture: ‘A Fidgety Coca-Cola’ Ad
    (2023) Krom, İpek
    The use of celebrity endorsement strategy in ads brings attributes like admiration, advertising appeals, favorable attitudes, famousness, memorability, popularity, attractiveness, likability, and sympathy. Furthermore, celebrity endorsement enables an increase in sales as well as market share. Popular culture, on the other hand, is a set of values and practices that are adapted by subcultures through globalization, media and consumption culture, which become widespread as a mechanism aiming to oppose the system while integrating with it. In this research ‘A Fidgety Coca-Cola’ advertisement, in which the global brand uses the celebrity endorsement strategy is analyzed using the descriptive content analysis method according to Hofstede’s Cultural Onion Model and Hofstede’s Cultural Dimensions Theory. The research aims to find out the uses of celebrity endorsement strategy as well as the role of celebrity endorsement strategy in producing hybrid popular codes. The celebrity endorsement strategy uses in the ad is for the means of producing popular culture codes like following trends, being trendy, bringing trendiness to the product as well as embracing celebrity culture and consumption culture. The celebrity endorsement strategy is used in the ad to internalize globalized American cultural value dimensions through proposing trendy self-images and symbolic consumption.
  • Öğe
    Potansiyel Kullanıcı Gruplarının Mobil Pazarlamaya Yönelik Bariyerlerinin Stratejik Pazarlama Kararları Bağlamında Önceliklendirilmesi
    (2020) Tuncalı Yaman, Tutku; Bacaksız, Pınar
    Çalışmanın amacı mobil internet kullanıcısı genç-yetişkin kitlenin karakteristik özelliklerinibelirleyerek bu alt grupların mobil pazarlama fikrine karşı oluşturdukları bariyerler bağlamındaişletmeler için stratejik olarak öncelikli aşılması gerekenlerin belirlenmesini sağlamaktır. Bubağlamda hedef kitle tanımına uyan 220 internet kullanıcısı ile anket çalışması yapılmıştır.Çalışmada kişilerin demografik bilgilerinin yanı sıra mobil internet kullanım davranışları, ceptelefonunu mobil pazarlama aracı olarak kullanmaları önündeki engeller ile mobil pazarlama fikrineyaklaşımları ölçülmüştür. Ölçekten elde edilen veriler faktör analizi ile beş ana değişkeneindirgenmiş, bu değişkenler bağlamında yapılan değerlendirmelerin yanı sıra katılımcıların diğerözelliklerini içeren veri de kullanılarak kullanıcı profilleri oluşturulmuştur. Ardından işletmeler içinprofil bazında bariyer oluşturan faktörlerin öncelik ve önem sıralamasının belirlenebilmesi içinPROMETHEE yönteminden yararlanılmıştır.
  • Öğe
    KUŞAK HAKLARI BAĞLAMINDA İNSAN HAKLARI ÖLÇEĞİ
    (2022) Durul, Ferzan; Er, Kemal; Solmaz, Umut
    İnsan hakları doğumdan itibaren her insanın sahip olduğu, hiçbir kurum ya da kişinin engel olamayacağı, bir başkasına devredilemeyecek, vazgeçilemeyecek hakları kapsamaktadır. Bu sebepten insanların, onurlu, sağlıklı ve mutlu yaşamaları için hayati öneme sahiptir. Ancak, insan hakları hayati öneme sahip olduğu halde, dünyadaki tüm ülkelerde insan hakları sorunları yaşanmaktadır. İnsan hakları sorunlarını tespit edebilmek için ise, ölçebilmek gerekmektedir. Buradaki çalışmada da, toplumdaki insan haklarıyla ilgili sorunları ölçebilmek amacıyla kuşak hakları bağlamında insan hakları ölçeği (KHÖ) geliştirilmiştir. Ölçeğin geliştirilmesi sırasında, literatür bilgisi doğrultusunda, kuşak haklarının birbirinden ayrılamayacağı ilkesinden hareket edilmiştir. Ölçekte “5”li likert ölçeğine göre hazırlanmış “40” soru bulunmaktadır. Ölçek örneklemi 764 katılımcının anketleri tamamlamasıyla oluşturulmuştur. Ölçeğin geçerlik ve güvenirlik çalışmaları için, IBM SPSS 25 programıyla Açımlayıcı Faktör Analizi (AFA), Lisrel 8.72 programıyla Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) yapılmıştır.İç tutarlılık güvenirliliğini ölçmek için kullanılan Cronbach Alpha değeri 0,97 bulunmuştur. AFA sonucu ölçeğin “4” faktörlü olduğu bulunmuştur. AFA, DFA analizleri sonuçlarının da gösterdiği gibi, KHÖ, geçerli ve güvenilir bir ölçme aracıdır.
  • Öğe
    Toksik Erkekliğin Türk Dizi Endüstrisinin Popüler Örnekleri Üzerinden Okunması, Hercai ve Sen Anlat Karadeniz
    (2023) Tansel, Betül; Kaya, Serhat
    Kadın cinayetlerinin, cinsel istismar ve tacizlerin konvansiyonel medyada görece genişçe yer bulması sosyal medyada hızlı yayılıma girmesi birçok yeni kavramı da beraberinde meydana getirmektedir. 1980’li yılların sonlarına doğru Raewyn Connel tarafından ilk kez kullanılan toksik erkeklik (toxic masculinity) de bu kavramlardan birisidir. Connel, toksik erkekliği işçi sınıfı erkeklerinin, eşcinsel erkeklerin baskılanma hallerini ve orta sınıf beyaz erkeklerin konumunu açıklamak için kullanmaktadır. Toksik erkekliğin bilinirlik kazanmasında aktivist Tarana Burke’nin ilk olarak 2006 yılında MySpace’te başlattığı #MeToo hareketi bu bağlamda önemli bir başlangıçtır. Ocak 2018’de ise yine cinsel istismar ve tacize karşı mücadele etmek için Hollywood oyuncularının başlattığı “Time’s Up” dikkat çeken hareketlerden birisidir. Erkekliğin popüler medyaya yansıyan yüzlerine yönelik çok sayıda çalışma literatürde yer almaktadır. Biz de çalışmamızda toksik erkekliğin Türkiye dizi endüstrisindeki görünürlüğünü popüler örnekleri “Sen Anlat Karadeniz” ve “Hercai” üzerinden ele alacağız. Bu diziler özelinde toksik erkekliğin çeşitli yansıma biçimleri söylem ve eleştirel söylem analizi yöntemleriyle incelenecektir. Dizilerdeki saldırgan ve baskın erkeklik formlarının aşikâr edilmesi izler kitle üzerinde şüphesiz etki bırakmaktadır. Toksik erkeklik sahnelerine sıkça yer verilmesi ve ilgili sahnelerin uzun tutulması ise şiddeti normalleştirip sıradanlaştırdığını söyleyebiliriz.
  • Öğe
    Dinleme/Ses Terapisi ve Erişkin Dikkat Eksikliği HiperaktiviteBozukluğu: İki Olgu Sunumu
    (2020) Dursun, Pınar; Söylemez, İbrahim; Çerikan Uğur, Fidan
    Pasif müzik terapi türü olarak kabul edilen odyo-psiko-fonolojik yöntemlerle yürütülen ses (sound) ya da dinleme (listening) terapileri, dinleme eyleminin işitmeden farklı bir eylem olduğunu savunmaktadır. Ses terapileri, kulaklık ile hava ve kemik iletimi üzerinden, bireye özgü belli bir süre ve program içerisinde, önce pasif dinletilerle ardından bazı aktif odyo-vokal aktivitelerle yürütülen psiko-eğitsel programlardır. Bu programların, kulak-beyin arasındakiyolakları ve tüm sinir sistemini, nöropsikolojik, nörofizyolojik ve nöroanatomik yönden yeniden düzenlediği varsayılmaktadır, özellikle nörogelişimsel bozukluklar, ana tedaviyi tamamlayıcı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bu çalışmada, Erişkin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) tanısı konulmuş 2 olguya, haftada 5 gün, günde 2 saat, toplam 30 seans dinleme terapisi uygulanmıştır. Vakalardan, dinleme becerileri kontrol listesi, Erişkin DEHB Kendi Bildirim Ölçeği, SürekliPerformans Testi (MOXO d-CPT), Beck Depresyon Envanteri ve Beck Anksiyete Envanteri aracılığıyla program öncesinde ve sonunda veritoplanmıştır. Uygulamayı takiben olguların, kendilerinden ve yakın tanıdıklarından olumlu geri bildirimler alınmış; dinleme terapisi sonuçları yüz güldürücü bulunmuştur. Uygulanan dinleti programlarının olasıetkinliği, 2 olgu bildirimi üzerinden alanyazın çerçevesince tartışılmıştır. Sonuç olarak, dinleme ya da ses terapisinin, nörogelişimsel bozukluklarda ortaya çıkan bilişsel, duygusal ve davranışsal belirtilerin azaltılmasında, ana tedaviyi tamamlayıcı bir yöntem olarak kullanılabileceği söylenebilir. İleride yapılacak daha kapsamlı çalışmalar, bu konudaki bilgi birikiminin daha sağlam bir zemin üzerine oturmasınısağlayacaktır
  • Öğe
    Kim Ki-Duk’un “Acı” Filminin Göstergebilimsel Çözümlemesi
    (2021) Sayıcı, Fırat
    Sinema sanatının temelinde görüntülerin ya da desenlerin ışıkla bir perdeye yansıtılması yatmaktadır. Sinema sanatının kendine has anlatım araçları vardır. Görüntü, yazı ve sesler sinema dilinin önemli bileşenleridir. Göstergebilim ise iletişim amacıyla kullanılan her türlü gösterge dizgelerini, bunların yapılarını ve işleyişlerini inceler. Göstergebilimin temeli Charles Sanders Peirce ve Ferdinand de Saussure’e dayanmaktadır. Sinemada göstergebilimsel yaklaşımlar Christian Metz ve Peter Wollen gibi isimlerin yoğun çalışmalarıyla, bir çözümleme yöntemi olarak da kullanılmaya başlanmıştır. Sinema sanatında görülenin düz anlamı yanı sıra anlatılmak istenenin yan anlamları da seyirciye aktarılmaya çalışılır.Bu çalışmada Kim Ki-Duk’un 2012 yapımı “Acı” (Pieta) filminin göstergebilimsel olarak çözümlenmesi yapılmıştır. “Acı” filminden seçilen bazı sahne ve kareler seçilerek göstergelerin ürettikleri anlamlar ve yan anlamlar yorumlanmaya çalışılmıştır. Kim KiDuk’un çoğu filminde olduğu gibi “Acı” filminin de göstergebilimsel okumalara oldukça müsait olduğu kanısına varılmıştır. Yönetmen, gösterdiği ile gösterilmeye çalışılan yan anlamlar arasındaki bağları güçlü bir anlatımla kurmuş, seyircinin bilinçaltında anlamları yaratması konusunda ona yardımcı olmuştur.
  • Öğe
    The Brand Image Perception of Indirect Comparative Advertisements: Lipton Ice Tea “Don’t Choose the Easy Way” Ad Case
    (2024) Krom, İpek; Tam, Mehmet Sinan
    Comparative advertising is to make comparisons between two brands by making indirect or direct explicit references to the product of a certain brand. Comparative advertising is used to reveal the advantages, differences and qualities of a certain product or brand in a way that will attract the attention of the consumer. The impact of comparative advertisements on brand image has been discussed by advertising agency managers and in academic researches for many years. For this purpose, a sample of 18 participants, 9 males and 9 females, aged 22-59, from different professional groups was selected for the study using purposive sampling. In the research where the content analysis method was used, the brand image perception of indirect comparative ads was examined through Lipton Ice Tea's 'Drink Lipton, Don't Choose the Easy Way' advertising case. According to the findings, the participants above middle age have a more positive attitude towards comparative ads and the purchasing intention of the female participants, especially mothers, increased after watching the ad.
  • Öğe
    Bourdieu’nün “Habitus” Kavramıyla Twitter’daki Eğilimleri Pekiştirme Olgusunun Aşı Tartışmaları Üzerinden İncelenmesi
    (2023) Oztürk, Hacer Sena; Meral, Kutluhan; Yarımbaş, Mustafa
    Pierre Bourdieu, toplumsal yaşamdaki olguları açıklamak için habitus, alan, sermaye gibi bazı kavramlara değinmektedir. Bu çalışmada, Bourdieu’nün toplumsal yaşam için kullandığı kavramların sosyal medya üzerindeki iz düşümleri, bireysel ve toplumsal kanaatlerin biçimlenmesinde belirleyici bir platform olduğu düşünülen Twitter özelinde incelenmiştir. Twitter’ın algoritmalar yardımıyla bireylerin eğilimlerini yönlendirme ve pekiştirme konusundaki yansıması, aşı tartışmaları üzerinden irdelenmiştir. Bu noktada başta, Bourdieu’nün kullandığı habitus kavramıyla, Twitter’daki algoritmalar ve filtre baloncuklarının insanlar üzerinde benzer tesirlere sebep olduğu çıkarımından faydalanılmıştır. Böylece olumlamacı perspektiften yapılan yorumlarda çok sesli olarak addedilen sosyal medyanın, bilfiil yaşamdaki fikirlerin şekillenme sürecindeki rolü sorgulanmıştır. Bu çalışmanın amacı, Twitter'ın iddia edildiği gibi çok sesliliği sağlayıp sağlamadığı veya algoritmaların ve doğrulama yanlılığının etkisiyle farklı görüşlerin duyulmasını engelleyip engellemediğini anlamaya çalışmaktır. Araştırmada, Twitter kullanıcılarının deneyimlerini ölçümlemek ve bireysel kanaatlerin oluşumundaki sosyo-kültürel durumu yakından analiz etmek için yarı yapılandırılmış görüşme tekniğinden faydalanılarak; betimsel bir analiz yöntemi kullanılmıştır. Sosyal medya platformlarının algoritmalar, filtre baloncuklarından oluşan doğası gereği, kullanıcıları çok seslilikten ziyade, kendi çevreleriyle kısıtlamaya sürüklediği ve bunun da bireylerin hâlihazırdaki fikirlerinin daha da pekişmesine ve çevrelerinin tekdüze kanaatlerle kuşatılmasına sebep olduğu sonucuna varılmıştır.
  • Öğe
    TÜRK MASALLARININ ANLATI YAPISININ YEŞİLÇAM ANLATI YAPISINA YANSIMALARI: SONBAHAR RÜZGARLARI ÖRNEĞİ
    (2024) Akdaş, Cangül
    Anlatı kuramı, kültürel bir ürün olarak bireylerin meydana getirdiği toplumların hikayelerini nasıl anlattığını ve hikayelerinde anlamın nasıl oluşturulduğunu tartışmaktadır. Anlatıları; masallar, yazılı edebi eserler, tiyatro oyunları, filmler ve diziler olarak örneklendirmek mümkündür. Bu çalışmanın konusu, Yeşilçam sinemasında ve Türk masallarında anlatı yapısıdır. Çalışmanın amacı, Yeşilçam sinemasının anlatı yapısının, Türk masallarının anlatı yapısından nasıl yararlandığını ortaya çıkarmak ve her iki anlatıdaki ortaklıkları saptamaktır. Çalışmanın sınırlılığı 1960’lı yıllarda üretilen renkli Yeşilçam filmleri olarak belirlenmiştir. Çalışmanın amacı ve sınırlılığı doğrultusunda en çok renkli film üretilen yılın 1969 olması nedeniyle basit seçkisiz örnekleme yöntemi kullanılarak yönetmenliğini Mehmet Dinler’in yaptığı Sonbahar Rüzgarları (1969) filmi örneklem olarak ele alınmıştır. Film, Seymour Chatman’ın anlatı diyagramı çerçevesinde analiz edilerek çözümlenmiştir. Çalışma kapsamında ele alınan örneklemden elde edilen bulgular doğrultusunda Yeşilçam filmlerinin anlatı yapısı oluşturulurken sözlü edebiyat ürünlerinden biri olan Türk masallarının etkili olduğu görülmüştür. Sonuç olarak Yeşilçam sinemasında anlatı yapısı inşa edilirken Türk masallarının anlatı yapısını oluşturan anlatı diyagramı ögelerinden yararlandığı tespit edilmiştir.